Tuesday, April 28, 2009

DÜNYA FARKINDA- THE WORLD IS AWARE




DÜNYA FARKINDA

Bir milyon destekçisiyle, dünyanın en büyük hayvan koruma örgütlerinden biri olan PETA’nın Almanya temsilciliği, 22 Nisan 2009 günü, Strasburg’daki Avrupa Parlementosu önünde büyük bir protesto eylemi yaptı.

AB parlemenerleri Hutchinson, Hammerstein ve Parish’in sunmuş olduğu, ve AB nezdinde hayvan haklarının güçlendirilmesini amaçlayan yasa tasarısına destek vermek için düzenlenmiş olan bu eylemde, aynı zamanda AB’ye tam üyelik sürecinde olan Türkiye’deki hayvan hakları ihlalleri de protesto edildi.

PETA’nin eylemleri devam edecek. Dünyanin vicdan sahibi insanları Türkiye’deki hayvanlara yönelik şiddeti protesto etmeyi sürdürecekler.

Biz ne kadar görmezlikten gelsek de, ne kadar kendi iç hesaplaşmalarımıza boğulup hayvanları umursamasak da, yurt dışından gelen tepkileri ırkçı hamasetle karalamaya çalışsak da gerçek artık ortadadır.

En korunmasız canlılara reva gördüğümüz bu zulmün bütün dünya farkındadır.

THE WORLD IS AWARE

On April 2009, the German branch of PETA which is one of the worlds biggest animal protection organizations with its one million supporters, held a big demonstration in front of the EU Parliament in Strasbourg.

Animal rights violations in Turkey were protested during the demonstration which was held to support the legislation proposal submitted by deputies ,Hutchinson, Hummerstein and Parish, to strengthen the animal protection in EU.

PETA’s demonstrations for animal rights are going to continue. The sensitive citizens of the world will continue to protest Turkey for violating animal rights.

The truth is clear and evident, even if we ignore it or if we concentrate on our own inner disputes and don’t care about what is happening to animals or even if we try to counteract the reactions coming from abroad with the usual primitive racist instincts.

The world is aware of the cruelty Turkey is doing to its animals, its most innocent and weak inhabitants.

Monday, January 5, 2009

İSTİFÇİLİK - HOARDING




Istifçilik hayvanlara yönelik şiddetin en tehlikeli halidir. Tehlikelidir çünkü hayvanseverlik kisvesi altına gizlenmistir. Istifçilerin çoğu saplantı derecesinde ölüm korkusu yaşayan hasta insanlardır. Onlar için hayvanın hangi koşullarda yaşadığı değil, sadece ölmemesi önemlidir. Adeta bir madde bağımlısı gibi hayvan toplamaktan vazgeçemezler.

Hayvan haklarının yasalarla korunduğu birçok ülkede istifcilik suçtur ve hapisten hayvan sahibi olmaktan men edilmeye kadar degişen cezalara tabidir.

Ne yazık ki Türkiye’de de istifleme davranışı çok yaygındır. Sokak hayvanlarına yönelik yaygın şiddet istiflemenin mazereti olarak kullanılıyor olsa da, zaman zaman katliamdan da beter bir iskenceye dönüşen bu davranışın artık tartışılması gerekir.

RSPCA tarafından Türkçe’ye çevrilen makaleyi aşağıda sunuyoruz.
HOARDING

Hoarding is the most dangerous form of cruelty towards animals. It is dangerous because it is concealed under the veil of animal love. Most of the hoarders are sick people who share a phobia of death. Hoarders don’t care about the quality of life of the animal, they are only obsessed about death. They are like edicts, they can not help but hoard animals.

In many countries where animal rights are under the protection of law, hoarders are sentenced to jail and forbidden to have any animals.

Unfortunately, hoarding is a common practice in Turkey. It is time for Turkish animal protection community to discuss this behavior disorder which causes suffering worst than death.

Below is the article prepared and translated to Turkish by RSPCA.
İstifçilik Üzerine Bir Makale

İhtiyaçları olan temel bakım imkânlarını sağlamaksızın aşırı sayıda hayvan edinmek anlamına gelen hayvan istifçiliği, ne yazık ki oldukça yaygın bir olgudur. Hayvan istifçileri için, çevrelerinde çok sayıda hayvan bulunması isteği, bu hayvanların düzgün bir biçimde beslenme ve uygun bir ortamda yaşama ihtiyacından önce gelir. Her ne kadar hayvanlarını çok sevdiklerini ileri sürseler de bu insanlar, hayvanların geçirdiği ciddi hastalıkları, yetersiz beslenmelerini ve çektikleri acıyı çoğunlukla görmezden gelir. Tufts Üniversitesi merkezli Hayvan İstifçiliği Araştırma Konsorsiyumu (HARC), istifçiliğin daha yaygın olarak görüldüğü ABD’de her yıl yaklaşık 250.000 hayvanın bu olgudan etkilendiğini tahmin etmektedir. Çoğu ülkede hala yanlış anlaşılan bir olgu olan hayvan istifçiliği nasıl tanımlanabilir ve buna son vermek için neler yapılabilir?

Hayvan istifçileri arasında, yorgun ve bunalmış olup durumunu kabul etmek istemeyen hayvan bakıcılarından hayvanları bilinçli olarak toplayan ve sıkıntılarına pek de aldırış etmeyen kişilere kadar çok çeşitli insanlar bulunmaktadır. Hayvanları koruma kuruluşları açısından belki de en zararlı olan vakalar, kendilerini hayvan ”kurtarıcıları” ya da ”ötenazi karşıtı barınaklar” olarak sunan istifçilerdir. Bu insanlar işe iyi niyetle başlamış olsa da kendilerini kaçınılmaz bir biçimde hayvan edinmek ve barındırmak zorunda hissettiklerinden, bu hayvanların çok kısa bir süre içinde acı çekmeye başlayacağı kesindir. Dolayısıyla, meşru ötenazi karşıtı hayvan barınaklarının saygınlığı da sıklıkla zarar görebilmektedir.

Barınak gibi faaliyet gösteren istifçilerin tespit edilmesi, geleneksel hayvan istifçilerine kıyasla genellikle daha zordur. Hayvanlarla birlikte yaşamadıkları için, komşuların veya sosyal hizmet görevlilerinin durumu hayvanları koruma kuruluşlarına bildirme ihtimali daha düşüktür. Bu istifçiler genellikle kendilerine destek sağlayan ve hatta yeni hayvanlar getirebilen bir ağa sahiptir. Resmi bir STK olarak kayıtlı bile olabilirler. Kamu ve medya, önceliğin hayvanların ihtiyaçlarına verildiği meşru barınaklarla istifçiler tarafından hayvan toplamak için kullanılan ‘barınakları” ayırt edebilmekte sıklıkla güçlük çekmektedir. İstifçiliğin ilk aşamalarında hayvanların çektiği sıkıntılara ilişkin hafif kilo kaybı, tüy dökülmesi ve parazitlerin yayılması gibi az sayıda görsel işaret olabilir, ancak HARC istifçilikten şüphe edilmesini gerektiren birkaç tipik durum tespit etmiştir:

- Hayvanlara bir yuva veya uygun bir yer bulma çabasının olmaması veya bu yönde çok az bir çaba gösterilmesi.
- Azalan bakım olanaklarına karşın sürekli olarak hayvan edinilmesi. Hayvanların hiçbir zaman geri çevrilmemesi.
- Bakım konusunda uygun personel, kaynak veya bilgi birikimi olmamasına rağmen özel ihtiyaçları olan hayvanlara (felçli, kedi lösemisi olan, aşırı derecede saldırgan) yaşam boyu mükemmel bakım sağlama iddiaları.
- Ölümcül derecede hasta hayvanların kabul edilmesi ve ötenazinin reddedilmesi.
- Barınakta kaç hayvanın kaldığının bilinmemesi.
- Ziyaretçilerin hayvanların kaldığı yerleri görmesine izin verilmesi konusunda isteksizlik.
- Hayvanları barınak tesisleri dışında bir yerde kabul etme isteği.

İstifçiler genellikle, sağladıkları koşulların sağlıksız olduğunu kabul etmekten kaçınır ve haksızlığa uğradıklarını iddia ederler. Sundukları standartların düşük olduğunu kabul etseler bile, kendi hayvanlarının bakımı konusunda sadece kendilerine güvenilebileceğini ileri sürerler. Bu güvensizlik duygusu nedeniyle istifçiler yetkililerle, diğer hayvanları koruma gruplarıyla ve hatta yardımcı olmak ve hayvanlara yeni bir ev bulmak isteyen aile üyeleriyle sık sık çatışma yaşar.

Genellikle, tek çözüm, hukuk yoluna giderek duruma müdahale edilmesini sağlamaktır. Hayvanların korunmasıyla ilgili bir kanunun olmadığı ülkelerde ise bu son derece zordur. Bir kanun olsa bile, müdahalenin ilgili hayvanlar açısından başarılı olabilmesi için, çok sayıda kurumun çaba göstermesi ve işbirliği yapması gerekmektedir. Medya, hayvanlara yaşatılan eziyetin boyutlarını genellikle tam olarak kavrayamamakta ve söz konusu bireye yöneltilen tepkinin boyutunu sorgulamaktadır. Dolayısıyla, gruplar, müdahalenin nedenleri konusunda net olmalı; istifçinin kendisine haksızlık yapıldığı yönündeki iddialarını çürütebilmek için, söz konusu istismar ve ihmal durumunu açıkça kanıtlayabilmelidir.

Aynı şekilde, istifçilerin aynı zararı tekrar vermesini önlemek için resmi kurumlarla sivil toplum kuruluşları arasında da büyük bir işbirliği gerekmektedir. Hayvanların istifçinin elinden alınması sorunu çözmemektedir; çünkü araştırmalara göre istifçiler eylemlerini tekrar etme eğilimindedir. HARC araştırmaları, ABD’de istifçilik yaptığı için suçlu bulunan kişilerin yaklaşık %60'ının aynı suçu tekrar işlediğini göstermektedir. Etkin bir uygulama için kilit konumdaki kuruluşların (örneğin hayvanları koruma kuruluşları, polis, veterinerler, sosyal hizmetler ve sağlık çalışanları) sürekli olarak izlemede bulunması gerektiği açıktır. HARC, ABD'de kurumlar arasında gerekli işbirliğinin veya izlemenin olmadığı yerlerde suç tekrar oranlarının %100'ü bulduğunu tahmin etmektedir.

En önemlisi, hayvanları koruma grupları, bir müdahale yapıldıktan sonra ciddi şekilde hasta ve asosyal olan çok sayıda hayvana nasıl bakım sağlayacakları konusunda net bir plana sahip olmalıdır (Slovenya’daki ilk büyük vaka hakkındaki makalemize bakınız). Çoğu ülkede yasalar, hayvanlara dava süresince müdahaleyi gerçekleştiren grupların bakmasını gerektirmektedir; öte yandan istifçiler, hayvanları ellerinde tutabilmek için uzun süre mücadele edebilmektedir. Dava sonuçlandıktan sonra bu hayvanların yeni bir yere yerleştirilmesi için büyük çabalar gerekmektedir. Çoğu hayvan ciddi şekilde hasta veya insanlarla iletişim kurmadığı için saldırgan olmakta, bazılarında ise yaşadıkları koşullar veya diğer hayvanların saldırıları nedeniyle davranış bozuklukları ve beslenme sorunları görülmektedir. Kurtarıcı konumundaki kişiler, pek çok hayvanın bir ailenin yanına verilmek için fazla yaşlı, zayıf veya hasta olacağı gerçeğini de dikkate almak zorundadır. Bu hayvanların acılarına son vermenin tek yolu ne yazık ki insancıl ötenazidir; ancak, Slovenya ile ilgili yazının da gösterdiği gibi, bu durum, kuruluşların hayvanların büyük çoğunluğu için yeni yuvalar bulma çabalarının önünde bir engel olmamalıdır.

Kaynak: http://www.tufts.edu/vet/cfa/hoarding/

Monday, December 1, 2008

KARAM/JONAH ÖLDÜ- KARAM/JONAH IS DEAD



Bütün dünya onun boynuna ip bağlanıp sürüklenerek çöp arabasına atılmasını izlemis ve dehşete kapılmıştı. Türkiye’den ve dünyadan gelen tepkiler sonucunda arka ayakları ve bel kemiği kırılmış olarak atıldığı çöplükten Van Universitesi Hastanesine getirilerek tedavi altına alındı. Dünyanın birçok ülkesinden birçok hayvansever onun tedavisini üstlenmek istediklerini bildirdiler. Karam/Jonah için uluslararası bir yardım seferberliği başlamıştı. Van Belediye Başkanı da köpeği yurt dışında tedavi edilmek üzere vermeye söz vermişti.

Ve aniden Gamze Neer’in Karam’ın yurt dışına gönderilmesini engelleme kampanyası başladı. Yabancı düşmanı, şuursuz maillerde, yurt dışında köpeklerin diri diri yakıldığı, yabancıların bu köpek üzerinden maddi menfaat sağlamak istedikleri gibi zırvalar yayılmaya başladı.

Van’daki yetkililer aniden karar değiştirdi: Karam Van’dan çıkmayacaktı.

Bugün Karam/Jonah’ın öldüğü haberini aldık.

O isimsiz bir sokak köpeğiydi. Onun çektiği acılarla kalbi sızlayanlar bir isim vererek onu görünür kıldılar. Karam/Jonah yüzlerce sokak köpeğinin her gün maruz kaldığı zulme uğramış sıradan bir köpekti aslında. Onun kurtuluşu belki de Türkiye’deki sokak hayvanlarının hiç de sanıldığı gibi yalnız olmadığının bir göstergesi olarak anlamlı olabilirdi. Oysa, Türkiye’deki hayvansever camiaya musallat olan anlamsız ırkçı söylemin nasıl tahripkar olduğunun bir sembolu oldu ne yazık ki.

JONAH/KARAM IS DEAD

All the world watched in distress the way the dog in Van was dragged to the garbage truck with a sting tied on his neck. As a result of protests coming from all over the world and Turkey, he was taken from the garbage damp he was dumped at and brought to the Van Veterinary Hospital for medical treatment. Many animal lovers from all over the world applied for taking the responsibility of his treatment abroad. A spontaneous international movement had started to help Karam/Jonah. Van Mayor promished to give the dog for medical treatment abroad.

Suddenly Gamze Neer’s campaign to prevent Karam to be taken abroad started. Irrational, xenophobic mails telling lies such as all dogs are burned alive abroad or that foreigners wanted this dog to make financial gain over him started to be distributed.

The authorities in Van suddenly changed their mind. Karam wouldn’t go out of Van.

Karam/Jonah died today at 9:00.

He was a no name stray dog. Those who felt compassion for his suffering gave him a name: Karam/Jonah. Karam was an ordinary dog that was subject to the cruelty hundreds of others are subject to every day. His rescue could have been a symbol showing that the suffering dogs of Turkey are not alone. Now Karam/Jonah has been a symbol of how the racist rhetoric of the so called animal lovers have killed a dog.



Friday, November 28, 2008

BIR HAYATA DÖNÜŞ HİKAYESİ- ZOE AND BUDDY - RESURRECTION: THE STORY OF ZOE AND BUDDY




BIR HAYATA DÖNÜŞ HİKAYESİ- ZOE AND BUDDY

Yukarıdaki video ve fotograflar Zoe ve Buddy'nin hikayesini anlatıyor. Amerikalı hayvan hakları savunucusu Marijo Gillis bu köpekleri , 2004 yılında, Yunanistan’daki bir barınakta ölüme terkedilmiş olarak bulup Amerika’ya getirdi ve sahiplendirdi. Bu kurtuluşun ayrıntılı hikayesi icin, http://wagny.org/liberation sayfasına bakabilirsiniz.

Van’da, kalça kemiği kırık olarak çöplüğe atıldıktan sonra bütün dünyadan gelen protestolar sonucunda kurtarılan köpek, Karam’a da sevgi ile bakmak için dünyanın birçok ülkesinden talepler geldi. Ne yazık ki bu talepler, ilkel miliyetçi reflekslerle reddedildi. Bazı sözde hayvanseverlere gore Türkiye köpekleri Türklerindi, onları yurt dışına gondermek bizim onurumuzu zedelerdi.

Karam atıldığı çöplükten kurtarıldı ama sevgi dolu bir yuvaya kavusmasına izin verilmedi.






RESURRECTION: THE STORY OF ZOE AND BUDDY

The video and photographs above tell the story of Zoe and Buddy. Marijo Gillis who is an animal rights activist rescued these dogs from a shelter in Greece where they were kept in very bad conditions. She rehomed them in USA. For a detailed story of this rescue you can visit: http://wagny.org/liberation

The dog from Van, Karam, was rescued from the garbage dump he was dumped at as a result of protests coming from all over the world and many families from all over the world applied to give Karam a loving home. But unfortunately these requests were rejected because of primitive nationalistic instincts. According to those so called animal lovers, Turkish dogs belong to Turks and sending him abroad would harm our national pride.

Karam was rescued from the garbage damp he was dumped at, but the chance of finding a loving home was taken away from him.

Monday, November 24, 2008

VAN'DAKİ KÖPEK IRKCI HAMASETE KURBAN EDİLDİ






Yine bir köpek ucuz ırkçı milliyetci hamasete kurban edildi. Van’da vahşi yöntemlerle yakalandıktan sonra, kalçası ve bel kemiği kırık olarak çöplüğe atılan ve bütün dünyadan gelen tepkiler sonucunda, atıldığı çöplükte bulunarak Van Universitesi Veteriner Fakültesi Hastanesine getirilerek tedavi altına alınan köpek icin dünyanın her yerinden gelen sahiplenme istekleri reddedildi. Köpek ömrünü bir belediye barınağında geçirmeye mahkum edildi.

Neden? Türk milletinin bir köpeğe bakamayacak kadar aciz olmadığını göstermek için !!
Neden? Cünkü bir köpeğin yurt dışında sahiplendirilmesinin Türk milleti için onur kırıcı olduğu düşünülüyor!!

Bu köpeğe yapılan muamele ne ilktir ne de birkaç akıl sağlığı yerinde olmayan belediye işçisinin marifetidir. Bu sistematik işkence, Türkiye’nin her yerinde, her gün, her saat yapılmaktadır. Türkiye’nin bütün kentlerinin etrafındaki ormanlık alanlar, çöplükler, yaşlı, sakat, bebek binlerce aç hayvanla doludur. Bu hayvanlar oraya belediye ekiplerince atılmaktadır. Ayni Van’daki köpeğin yaralı halde atıldığı gibi.

Hayvanların milliyeti yoktur. Onlar bütün insanlığın koruması altındadırlar. Türkiye’de hayvanlara yönelik şiddete karşı bütün dünyanın vicdanlı insanları tavır almaktadır. Bunu Türkiye için küçük düşürücü bulan sözde vatanseverlerin, asıl haysiyet kırıcı olanın hayvanlara yönelik sistematik şiddet olduğunu anlamalarının zamanı gelmiştir.

Türkiye’de işkenceye uğrayan hayvanlar için kalbi çarpan tüm dünya insanlarına, bu mücadelede yanımızda oldukları için teşekkür ederiz.

THE DOG IN VAN IS THE VICTIM OF NATIONALIST ARROGANCE

Again a dog has been sacrificed to the cheap, racist, nationalist arrogance of some so called animal lovers. The requests coming from all over the world to give a loving home to the dog in Van is unfortunately refused by the Van municipality. As you will remember from our previous posting, the dog was collected in the most brutal way by municipality officials and dumped in a garbage area with its hips and back bone broken. As a result of the protests coming from all over the world the dog was later taken to be treated in Van University Veterinary Hospital. Now, as a result of the ultra nationalist pressure coming from some so called animal lovers, It is decided that the dog is going to spend the rest of his life in a municipality shelter.

Why? Just to show that the great Turkish nation is not incapable of looking after a dog !!
Why? Because it is disgraceful for a dog to be rehomed abroad.

The torture this dog was subject to was not the first or not the action of a few sick municipality workers. This systematic torture is being executed all over Turkey, every day, every hour. Nearly all the forest and garbage dump areas around nearly all the cities of Turkey are full of starving dogs, handicapped, old, puppies etc dumped there by municipalities. Just like the dog from Van has been dumped.

Animals have no nation. They are under the protection of all humanity. All the compassionate people of the world are standing up to stop the cruelty against animals in Turkey. It is now time for the so called animal lovers of Turkey who think this is humiliating for Turkey to start to comprehend that what is humiliating is the terror towards animals not the protests to stop it.

We are grateful to all the people of the world who have a place in their heart for the suffering animals in Turkey and for being with us in our struggle to stop this cruelty.

Tuesday, November 18, 2008

VAN’DA DEHŞET VE UMUT - HORROR AND HOPE IN VAN- TURKEY






















VAN’DA DEHŞET VE UMUT



Yukaridaki dehset verici görüntüler Van, Türkiye’de çekildi. Ne yazik ki bu ne münferit bir olay, ne de birkaç belediye çalışanının psikolojik dengesizliklerinin ürünü. Türkiye’nin birçok kentinde, her gün, her saat, birçok hayvan bu şiddete maruz kalmakta.

Bu görüntülerin Türkiye’de neredeyse tüm basın organlarında yayınlanması ve internet kanalıyla tüm dünyaya ulaşması sonucunda ilk kez farklı birsey oldu. Van Belediye Başkanı Burhan Yenigün olaya bizzat müdahale ederek bu zulmün faillerini işten uzaklaştırdı, Van Belediyesi Veteriner Işleri Müdürlüğü ile ilgili soruşturma başlattı, köpeğin derhal bulunmasını emretti. Arka ayakları kırık köpek, atıldığı çöplükten, aynı durumdaki diğer bir köpekle birlikte kurtarılarak, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesinde tedaviye alındı.

Dileriz bu olay, Türkiye’nin kendi vicdanıyla yüzlesmesi icin bir vesile olur. Dileriz, ki bu vahsi uygulamalara, tüm dünyaya rezil olduğumuz için değil, bir canlıya böyle muamele etmeye hakkımız olmadığının idrakiyle son verilir.

Umutluyuz; çünkü Türkiye’de ve dünyada birçok insan birtek köpek için harekete geçti.

Umutluyuz; çünkü Türkiye’de ilk defa, bir belediye başkanı, inkara yeltenmedi, o birtek köpeğin kurtarılması için emir verdi ve suçluları cezalandırdı.



HORROR AND HOPE IN VAN- TURKEY

The horrible footage above was taken in Van, Turkey. Unfortunately, this is neither a discrete event nor the action of a few mentally sick municipality workers. Animals are subject to the same systematic torture every minute, every day, in many parts of Turkey.

But for the first time something new took place as a result of these pictures being published in nearly all media and distributed all over the world through internet. Van Mayor Burhan Yenigün personally got hold of the case, fired those responsible for the crime and started an investigation for the Van Municipality Veterinary Department. He also gave orders for the dog to be found. The dog with two broken back legs was found in the garbage damp with another dog in the same state and brought to the Van University Veterinary Department for medical treatment.

We hope this case will be an occasion for Turkey to come face to face with its conscience. We hope these cruel executions will end not because they humiliate us in front of the whole world but because we realize that we have no right to torture animals.

We have hope because many people in Turkey and abroad stood up and protested this cruelty done to one dog.

We have hope because for the first time in Turkey, a mayor didn’t choose to deny the truth but gave orders for this one dog to be rescued and punished those that were responsible.

Friday, November 14, 2008

PETA TÜRKİYE'Yİ AVRUPA PARLEMENTOSUNA ŞİKAYET ETTİ







1.8 milyon üyesi ile dünyanin en büyük hayvan koruma örgütü olan PETA, Türkiye’yi, hayvanlara yönelik sistematik kötü muamele nedeniyle Avrupa Parlementosuna şikayet etti. 13 Kasım, 2008 günü, Bruksel’de Avrupa Parlementosu önünde dilekçeye dikkat çekmek için bir gösteri düzenlediler.

Bütün dünya Türkiye’de süregelen hayvan katliamını protesto ediyor.

Lütfen, kapımızın önündeki bu şiddeti görmezlikten gelmeyelim.
Lütfen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasasının uygulanması için sesimizi duyuralım.


PETA HAS APPLIED TO EU PARLIAMENT TO STOP ANIMAL MASSACRE IN TURKEY

PETA, the biggest animal protection organization with its 1.8 million members, has applied to EU Parliament to stop animal massacre in Turkey. On November 13, 2008, PETA Germany made a demo in front of EU Parliament in Brussels, to draw attention to their petition.

The whole world is protesting against the cruelty towards animals in Turkey.

Please, don't ignore this violence towards animals happening just by your door.
Please, lets make our voice heard to make Animal Protection Law No 5199 implemented.


Monday, October 6, 2008

DÜNYA SİZİ İZLİYOR - THE WORLD IS WATCHING YOU


DÜNYA SİZİ İZLİYOR

4 Ekim, 2008, Dünya Hayvanları Koruma Gününde, Istanbul, Paris, Londra, The Hague, Mulheim ve Toronto’da yuzlerce insan Türkiye’de hayvanlara yönelik şiddeti protesto etmek için toplandı. Türkiye’de zulme uğrayan hayvanların sesi oldular; süregelen hayvan katliamının farkında oldukları mesajını verdiler.

Artık yalan ve inkara sığınarak gizlediğinizi sandığınız bu katliamı bütün dünya görüyor beyler. 21. Yüzyılda, sokak hayvanı sorununa uygar ve insani bir çözümü beceremeyen, ormanlara atıp açlıktan öldürmeyi bile bir rant vesilesi yapan bu zihniyetle tüm dünyaya rezil oluyorsunuz.

THE WORLD IS WATCHING YOU

On October 4, 2008, World Animal Protection Day, hundreds of people gathered in Istanbul, Paris, London, The Hague, Mulheim and Toronto to protest the cruelty towards animals in Turkey. They became the voice of the suffering animals of Turkey and gave the message that they are aware of this crime.

Those that are responsible of this massacre!

The whole world is watching you. You can not hide this crime behind your lies and denials any more. Your incompetence in finding a human and civilized solution to the stray animal problem and your shameful innovation of profiting from murder by dumping animals in forests is atrocious. You are disgracing yourselves in front of the whole world.


Wednesday, September 24, 2008

EYÜP BELEDİYESİ TARAFINDAN KISIRLAŞTIRILIP ORMANA ATILMIŞ YAVRU KÖPEK





Onu Bahçeköy orman yolunda bulduk. Kısırlaştırılıp oraya atılmıştı. Yapayalnız ve çaresizdi. Bir deri bir kemikti. Boynuna plastik kelepçe takılmıştı. Ameliyat ipleri alınmamıştı. Once SHKD barinağına getirdik. Büyük bir iştahla yemek yedi. Günlerdir aç olduğu aşikardı. 2-3 aylık olmasına rağmen kısırlaştırılmıştı. Ameliyat yerinden iltihap siziyordu. Veteriner kliniğine götürdük. Veteriner hekimin raporu şöyle:

“Yaklasık 3aylık , 8 kg agırlıgında , dişi coban köpegi kırması , 1-2 gün öncesinde kısırlastırılmış 9 dikişlik 6-7cm lik operasyon yarasından abdomen sıvısı sızıyor , gergin ve agrılı bir batın gözlendi . Yavru köpek yemek ve su bulamamasından dolayı derisinden kemik iskeleti kalça kaburga ve kürek kemikleri detaylı olarak gözlenebiliyordu. Bu köpegi bulan kişiler birseyler yiyebildigi fakat hiç tuvalet yapmadığınıdan endiselenerek kontrol edilmesini rica ettiler.
Yapılan muayenede karın ici sıvısında leukosit (enfeksiyon) tesbit edildi . Dehidrasyon ve ateşe bağlı anuri, karın ici operasyon travmasından kaynaklanan agrı ajitasyonu ve duruş bozuklugu gözlendi .”

Onu tesadüfen bulmasaydık acılar içinde ölecekti. Zaten biraz daha büyüdüğünde boynundaki kırmızı kelepçe nedeniyle boğularak ölmesi kaçınılmazdı.

Kulağındaki kırmızı küpeden ameliyati Eyüp Belediyesinin taşeron şirketi Deniz Kimya’nın IBB Hasdal’da yaptığını anlıyoruz.

Onu ormanda acılar içinde ölüme terkedenler hakkındaki düşüncelerinizi lütfen aşağıdaki mail adresine iletin:

Eyüp Belediye Başkanı Ahmet Genç’e iletin: ahmetgenc@eyup.bel.tr

NEUTERED AND DUMPED BY EYUP MUNICIPALITY

We found her on the road through the Bahcekoy forest. She was lonely and desperate. She was so skinny that her bones were protruding from her skin. There was a thick plastic collar on her neck. We brought her to the SHKD shelter. She ate like she had not been eating for days. She was 2-3 months old and neutered. A liquid was leaking from the operation area. We took her to a veterinary clinic. The report we took from the clinic is below:

“ Nearly three months old. 8 kg, female, mix Shepard, was neutered 1-2 days ago, operation area is 6-7 cm long, 9 stitches, abdomen liquid is leaking from the operation wound. Pain was observed in the bottom. Her bone skeleton can be seen protruding from her hips and scapula. People who found this dog brought them to my clinic anxious because she ate a lot but didn’t pee.

“It was diagnosed that the abdomen liquid was infected. There was dehydration and unuria as a result of fever. Pain agitation and bias in posture observed.”

If we had not found her by chance she would have died from infection. If not, she would certainly die of suffocation because of the red plastic band on her neck.

We found out, from the tag on her ear that she was operated in IBB Hasdal by Eyup Municipality. Please write your opinion about those that dumped this puppy to die in pain in the forest to the mayor of Eyup Municipality, Ahmet Genc: ahmetgenc@eyup.bel.tr


Monday, September 15, 2008

TÜRKİYE'DEKİ HAYVANLAR İÇİN ULUSLARARASI EYLEM



2004 yılında kabul edilen 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Yasası hayvanlara yönelik her türlü kötü muameleyi yasaklamış ve yerel yönetimleri sokak hayvanlarını kısırlaştırıp alındığı yere bırakmakla görevlendirmiştir.

Buna rağmen, hayvanlara yönelik şiddet devam etmekte, yasa sistematik bir biçimde ihlal edimektedir. Belediyeler sokaklardan topladıkları hayvanları şehir dışındaki ormanlarda açlıktan ölüme terketmekte ya da zehirlemektedirler. Bu yasadışı uygulamalara karşı hiçbir cezai yaptırım uygulanmamaktadır.

4 Ekim 2008 Dünya Hayvanları Koruma Gününde, dünyanın birçok kentinde toplanacak hayvan korumacılar Türkiye’den kendi çıkardığı yasaya uymasını talep edecekler.

Bu katliamın durdurulmasını isteyen herkesi;

4 Ekim 2008 Dünya Hayvanları Koruma Gününde,
Saat: 16:00’da
Kadıköy Iskele Meydanı, Istanbul’da bekliyoruz.


Dünyanın diğer şehirlerindeki buluşmalar ile ilgili bilgiler aşağıdaki gibidir:

Londra, İngiltere: 14:00, Türkiye Büyükelçiliği, 43 Belgrave Square SW1X 8PA

Paris, Fransa: 15:00, Türkiye Büyükelçiliği, 102 Avenue de Champs Elysees

Brüksel, Belçika: 15:00, Avrupa Komisyonu (Berlaymont) 200 Wetstraat Rue de la Loi

Lahey, Hollanda: 15:00, Türkiye Büyükelçiliği, Jan Evertstraat 15

Mülheim an der Ruhr, Almanya: 15:00, Kurt Schumacher Platz

Philadelphia, ABD: 12:00, Love Park, JFK Boulevard and North 15 Street, PA 19102 (buradan belediyeye yürüyüş)

Toronto, Kanada: 14:00, Younges / Dundas intersection, South West corner

Vancouver, Kanada: 14:00, Vancouver Sanat Galerisi, 750 Hornby Street

Yine aynı gün, Kenya, Meksika ve Yunanistan’da da Türkiye’deki sokak hayvanları için çeşitli etkinlikler düzenlenecektir.



Saygıdeğer basın mensuplarımızın da davetli olduğu bu buluşmalar ile ilgili ayrıntılı bilgi, 0542 434 70 34 numaralı telefondan İpek Ruacan ’dan alınabilir.

INTERNATIONAL PROTEST FOR TURKISH ANIMALS

On 4 October 2008 World Animal Day, we will all come together to demand strongly that Turkey stop violating animal rights. At the same time, animal rights defenders in Paris, London, the Hague and other cities will too come together to demand the same. We belive in the rule of law, and we ask that Turkey fully comply with the 5199 Animal Protection Act enacted by its own parliament. We believe that the Turkish people have over the years developed a strong sense of civic responsibility,and they will no longer tolerate their own laws being systematically violated.We cordially invite all who want to participate in this new civic process focusing on the rights of animals to be with us on this day at 16:00 at Kadikoy Square.

Rallies in other cities of the world are:

London, England: 14:00, Gathering at Turkish Airlines Office, 25 Pall Mall- walking to Turkish Embassy
Paris, France: 15:00, Turkish Embassy, 102 Avenue de Champs Elysees
Brussels, Belgium : 15:00, European Commission (Berlaymont) 200 Wetstraat Rue de la Loi
The Hague, The Netherlands: 15:00, Turkish Embassy, Jan Evertstraat 15
Mülheim an der Ruhr, Germany: 15:00, Kurt Schumacher Platz
Toronto, Canada: 14:00, Younges / Dundas intersection, South West Corner
Vancouver, Canada: 14:00, Vancouver Art Galery, 750 Hornby Street

Wednesday, August 27, 2008

SARIYER'DE KÖPEK KALMADI-NO DOGS LEFT IN SARIYER




Sariyer Belediye Başkanı Yusuf Tülün’ün talimatıyla, veteriner işlerinden sorumlu Meral Başaran’ın komutasında yürütülen köpek imha çalışmalarında ilk etap tamamlanmış ve Sarıyer ilçesinde neredeyse köpek kalmamıştır. Armutlu, Emirgan, Istinye, Büyükdere... tüm mahallelerdeki, sahipli, sahipsiz, küpeli, küpesiz, mahallelinin baktığı bütün köpekler belediye ekipleri tarafından, yer yer itirazlarla karşılaşıldığında zor kullanılarak toplanıp uzak ormanlara atılmak suretiyle itlaf edilmiştir.

Meral Başaran ve ekibinin ilçeyi hayvanlardan arındırdık diye övündüğünü duyuyoruz.

Şunu bilmeliler ki, köpeklerden arındırdıklarını sandıkları sokaklar bir süre sonra doğurgan köpeklerle yeniden dolacaktır. 5199 Sayılı Hayvan Koruma Kanununun kısırlaştırılan köpeklerin alındıkları yere bırakılmasını emretmesinin nedeni, çözümün, ancak tüm sokakların kısır hayvanlar tarafından koruduğunda mümkün olacağı içindir. Ama bu uzun vadeli çözüm projesi ne belediye başkanı ne de sorumlu ekibin işine gelmemektedir. Onlar, kanuna rağmen, ihale şirketleri eliyle, katliam yapmayı ve yerel seçimlere sorunu çözmüş gibi yaparak girmeyi tercih etmişlerdir.

Ama Sarıyer halkı köpeksiz sokakların ardındaki katliamın farkındadır. Bu kanlı icraata onay vermeyecektir.

NO DOGS LEFT IN SARIYER

The first round of dog eradication project started with the directive of Sariyer mayor Yusuf Tulun and executed under the command of Meral Basaran has been completed in Sariyer. There has been nearly no dogs left in the region. The teams have collected all dogs, regardless of the fact that some have owners, some are already neutered and looked after by the community. Now there are nearly no dogs left in Armutlu, Emirgan, Istinye, Buyukdere… nearly all the villages. The dogs that are collected are dumped in forests far away from the region.

We are hearing that Meral Basaran and his team are proud that they have cleaned the region of dogs.

They should know that soon the streets they have emptied will be occupied by fertile new comers. The reason why the Animal Protection Law No. 5199 orders the neutered dogs to be returned back to where they are taken is because a solution is only possible if and only if the streets are protected by neutered dogs from the entrance of fertile new comers. But they are not concerned about any long term solution. They prefer to go against the law, do this massacre though a contractor firm and go to local elections pretending they have solved the problem.

But inhabitants of Sariyer are aware of the massacre behind the empty streets. At the elections, they will show that they don't give approval to this bloody execution.



Thursday, August 14, 2008

MARCUS

Marcus- Markus, one of countless Turkish dogs abandoned in the woods to starve to death.
Marcus- ormanda açlıktan ölüme terkedilen sayısız Türk köpeklerinden sadece birisi



Asağıdaki yazı, Istanbul'da hayvanların maruz kaldığı şiddetle ilgili inceleme yapmak üzere gelen PETA Almanya temsilcisi Magda tarafından PETA bloguna yazılmıştır. Yazının Ingilizce aslı http://blog.helpinganimals.com/ adresinden okunabilir.

The following article was written by Magda from PETA Germany who visited Istanbul to make an investigation about the terror animals are subject to in Turkey. The original article is in http://blog.helpinganimals.com/

MARCUS


PETA Almanya’nın Türkiye sokak hayvanı kampanyası için Istanbul’a yaptığım geziyi düşündüğümde ilk aklıma gelen küçük yavru Markus oluyor. Ona bu ismi Istanbul’daki aktivistler erkek arkadasimin isminden esinlenerek verdiler.
Markus’u Beykoz hayvan barınağına giderken yolda bulduk. Beykoz Barınağını, oradaki terkedilmiş, travma geçirmiş ve aç köpeklerle ilgili korkunç hikayeleri haftalardır bize ulaştığı için biliyorduk.
Küçük yavru Marcus dört aylık kadardı. Orman yolunun üzerinde, medeniyetten çok uzak bir mevkide şaşkınlık içinde dolanıyordu. Büyük bir ihtimalle o, Beykoz ormanlarına atılan yüzlerce köpekten sadece bir tanesiydi. Türk yetkililer, köpek sayısının yüksek oluşunun yarattığı bariz ve yagın problemle mücadele etmek için bu insanlık dışı ve kesinlikle hicbir sonuç getirmeyecek yöntemi seçmişler. Bu hayvanlar hayvan koruma aktivistleri tarafından bulunmazlarsa açlıktan ölüyorlar.


Bu ürkek yavru köpeğe bakmak için arabamızı durdurduk. Markus bir köşeye saklanarak kendisini görünmez kılmaya çalıştı. Yıllardır hayvanlar için mücadele eden ve Beykoz ormanlarına her gün atılan yüzlerce terkedilmiş köpeğe bakan bir aktivist olan Yasemin Baban, onu kucağına aldığında ne kadar bitkin ve zayif olduğunu gördü ve hemen arabaya götürdü. Marcus’un neredeyse vücudunda hiç tüy yoktu ve çelimsiz vücudu yaralarla kaplıydı. Bu görüntü ilerlemis derecede uyuz olduğunun göstergesiydi. Marcus ilk başta arabanın arkasından kaçmaya çalıştı. Endişeliydi. Sonra arabanın bagaşında, yolda rastlanilması muhtemel herhangi bir aç köpek için stoklanmış mamayı görünce fikrini değiştirdi ve küçük patileriyle mümkün olduğü kadar çok mamayı kavramaya çalıştı.

Beykoz Barınağındaki insanlık dışı koşulları görüntülemeğe çalışırken Marcus SHKD adlı hayvan korumacı aktivist grubunun barinağına götürüldü. Bu aktivistler, yıllardır, Robert Smith’in başkanlığında Istanbul’un evsiz köpekleri için mücadele ediyorlar. Çalışmaları, mümkün olduğu kadar çok hayvanı - sokak hayvanı nufusunu azaltmak için tek uzun vadeli ve insani çözüm olan- kısırlaştırmayı hedefliyor. Bu grubun çalışması ve “orman barınağı” aklımda hep bir umut kıvılcımı olarak kalacak.

Yirmidört saat sonra bu barınakta misafirdim. Gelir gelmez, benim küçük öksüzümün güzel ve gölgelik bir alanda, diğer iki kurtarılmış yavruyla birlikte kaldığını gördüm. Onun moralini duzeltmek için ellerimi çırpıp sevgi sözcükleri söylemeyi denedim. Bana kuyruğunu mahcup bir biçimde sallayarak cevap verdi. Yaşadığı bunca şeyden sonra bakışları hala donuktu. Hayatı boyunca bu travmanın etkisini atlatamayacağını düşünerek endişelenmeye başlamıştım ki gözlerinde bir umut ışığı farkettim.
Markus’u SHKD barinağını birakıp eve dönerken üzgün ve hüzünlüydüm. Istanbul’da gördüğüm, köpeklerin yaşamalarına değer tek yer orasıydı. Sokaklarda ve ormanda gördüğüm, hayvan koruma aktivistleri tarafından kurtarılma şansı olmayan onca köpeğe ne olacaktı? Devletin hayvan barınaklarında korkunç koşullarda kalan bunca köpeğe ne olacaktı? Marcus ne olacaktı? Iyileşecek miydi?

Şimdi yeniden Almanya’dayim. Hala Istanbul’da gördüklerimle başetmeye çalışıyorum. Emziremedikleri için yavruları ölen anne köpekler, barınaklarda gördüğüm ve bana boş gözlerle bakan yaşamaktan vazgeçmiş depresif köpekler, ormana atılmış yüzlerce hasta, yaralı, sakat, aç köpek. En çok da, 8 Ağustos Cuma günü hastalığı kurtarıldığı güne kadar çok ilerlemiş olduğu için SHKD barınağında ölen benim Markus’unu düşünüyorum.

Türkiye’deki sokak hayvanlarına yardım etmek istiyorsanız lütfen bulunduğunuz ülkedeki Türkiye konsolosluğunu arayın ve bu konuyla ilgili duygularınızı onlara iletin.

Thursday, August 7, 2008

KÖPEKLER NEREYE GİTTİ? WHERE HAVE ALL THE DOGS GONE?







Bunlar, Beykoz Barınağının ormanlık alanının önceki ve bugünki fotografları. Orada yaşayan 500 köpek artık yok. Kimbilir hangi ormana atılıp hunharca öldürüldüler. Belediye bu konudaki şikayet dilekçelerine, “Köpeklerin hepsi orada” diye cevap veriyor. Hesap soran insanlarla utanmazca dalga geçiyorlar.

Muharrem Ergül ! Bu köpekleri nereye attınız? Onları hangi uzak ormanlarda katlettiniz?
Dohayko yöneticileri ! Sebep olduklarınızla gurur duyuyor musunuz?



WHERE HAVE ALL THE DOGS GONE ?


These are the photos of Beykoz forest shelter before and after the Beykoz Municipality prohibited volunteers’ entrance and control of the shelter. The 500 dogs living in the forest part are not there any more. They have been dumped and killed ruthlessly at a far away forest. The municipality is answering the complaints and questions about what is going on in a frivolous manner saying: “All the 2000 dogs are there.” They are making fun of people who want to be informed about what is going on.

Muharrem Ergül! Where have you dumped these dogs? In which far away forest have you murdered them?

Dohayko people ! Are you proud of what you have caused?



Sunday, August 3, 2008

BEYKOZ'DA KATLIAM DEVAM EDIYOR- MASSACRE IN BEYKOZ CONTINUES




Hatırlarsınız. iki ay once Beykoz Belediye Başkanı Muharrem Ergül’ün kararı ile gönüllülerin Beykoz Barınağına girişi yasaklanmıştı. Gerekçe olarak gönüllülerin hayvanları Avrupa’ya sattıklarına dair saçma sapan bir iddia öne sürmüştü. Iddiayi dayandırdığı kaynak ise Dohayko’dan gelen ihbar mektuplarıydı.

O gün barınak ve yanındaki ormanlık alanda 2000 köpek vardı. Bugun barınak ve çevresinde sadece 400 köpek kaldı. Barınak inanılmaz bir izbeye dönüşmüş. Hayvanlara ekmek ve sudan oluşan bir bulamaç veriliyor. Afet ekmeği ambalajlarına bayatlamayı önlemek için koyulan ve zehir içeren poşetleri ayıklamaya bile tenezzül edilmeden.

1600 köpek nerede? Önce ormana atılıyor sonra itlaf ekiplerince zehirleniyorlar. Beykoz ormanlarına yolunuz düşerse onları otoyolda şaşkın bir şekilde sağa sola koşarken göreceksiniz. Yavrular, uyuzlar, yaşlı köpekler...

Yukarıdaki belge Beykoz Belediyesinin kanlı icraatının delilidir.

Fotoğraftaki köpek 31/7/2008 günü Beykoz Riva yolu üzerinde Bozhane mevkiinde bulundu. Barınak köpeklerinden biri olduğu gönüllüler tarafından teşhis edildi. Başından ve vücudundan silahla vurulduktan sonra ormandaki yabani hayvanlar, ya da diğer aç köpekler tarafından parçalanmış.

Beykoz’da itlaf devam ediyor. Herkesin gözü önünde.

Lutfen bu katliama seyirci kalmayın.
Muharrem Ergul +90 533 / 664 70 58, e- mail: mergul@beykoz.bel.tr

MASSACRE IN BEYKOZ CONTINUES

You will remember that the Beykoz Mayor Muharrem Ergul had forbidden entrance of volunteers to the Beykoz shelter. The excuse they have given for this was the utterly nonsense lie about the volunteers selling dogs to Europe. The evidence for this accusation was a letter of denunciation sent by Dohayko, a so called animal protection organization.
On that date, there were 2000 dogs living in the shelter and in the forest area behind the shelter. Now there are only 400 dogs in the shelter trying to live in horrible conditions. The forest area is emptied. The shelter has turned out to be a filthy death camp. Animals are fed by bread and water. They don’t even bother to pick up the poisonous bags put in the bread packages to prevent rotting.
Where have the 1600 dogs gone? They are first dumped in forests and then poisoned or shot by gun. If you go to the forests around Beykoz you will see them running around in anguish trying to find their way to a place where they can find food. Puppies, those with mange, old ones that can hardly walk…

The document above is the evidence of Beykoz Municipality’s bloody execution. On it writes” itlaf ekibi” which means: “killing team”.

The dog in the picture above was found in Bozhane district on the road to Riva from Beykoz. The volunteers recognized that it was one of the dogs from the shelter. It was shot from head and body several times and later eaten by wild animals in the forest, or maybe by other hungry dogs.

Massacre in Beykoz is continuing in front of the eyes of everybody.

Please don’t turn your back on this cruelty.

Call Muharrem Ergul on 90 533 / 664 70 58 or e- mail: mergul@beykoz.bel.tr


Friday, July 25, 2008

ZEYTINBURNU BARINAGI-SHELTER- YENI GORUNTULER- NEW PICTURES










Zeytinburnu ölüm kampını işleten şirket: Anadolu Ilaç Gıda ltd. Sti. Bu şirket, 2006 yılında IBB Kocataş rehabilitasyon merkezinde faaliyet gösterirken, EHD’nin Istanbul Idare Mahkemesinde yürütmeyi durdurma talebiyle açtığı dava üzerine ihalesi iptal edilmişti. Bu kez Zeytinburnu Belediyesinin taşeron firması olarak katliama devam ediyor. Burası köpeklerin sokaktan toplandıktan sonra beceriksiz veterinerler tarafından kısırlaştırılmayı bekledikleri yer. Burada ne kadar kaldıkları toplanan köpek sayısına bağlı. Daha sonra uzak ormanlarda açlık ve susuzluktan ölüme terkediliyorlar. Bu arada belediyeden Anadolu Ilaç’a hakedişler ödeniyor, paralar cep değiştiriyor.

Istanbul halkı ödediği vergilerle yapılan bu katliama itiraz etmenin demokratik hakkı olduğununun birgün farkına varacaktır.



The subcontractor firm responsible for this cruelty is Anadolu Ilaç Gida which doesn’t have any clean record at all. This firms contract was cancelled as it worked for metropolitan municipality in 2006 as a result of the court case opened by EHD to stop its murderous executions. Now it is working as the contractor of Zeytinburnu Municipality. The pictures show the place where dogs wait to be neutered by inexperienced vets. Length of their stay in these terrible conditions depend on the number of new dogs that arrive. As it happens in most municipality shelters, they are later damped in forests to die there from hunger and thirst. For this criminal execution, Anadolu Ilaç is paid its success fees by the municipality.

Inhabitants of Istanbul will one day realize that it is their democratic right to object to this massacre financed by the taxes they pay.