Tuesday, February 5, 2013












Yunus Parkında İşkence

Istanbul’daki “Acqua Club Dolphinarium” ile ilgili asagidaki maili aldık.   Pis bir suda, her an patlamaya hazır bir cam tankın içinde tutsak olan bir yunus ve deniz aslanından söz ediyor.  Hayvanları insanların eğlence metai olarak gören zihniyetin açık bir örneği bu. Dolphinariuma  giden herkes bu suça ortak oluyor.

Oysa hayvanları koruma yasası  vahşi hayvanların yaşama ortamlarından koparılmamasından, doğada serbestçe yaşayan hayvanların yakalanıp özgürlüklerinden yoksun bırakılmamasından bahsediyor. Hayvanların türüne özgü şartlarda bakılması, beslenmesi ve barındırılması esastır deniyor.

Bir tarafta kanun, diğer tarafta bunun tam zıttı bir uygulama.  Bu vurdumduymazlık, sorumsuzluğa kurban edilen zavallı hayvanlar.

“Acquaclub Dolphin Park” adlı dolphinariumu 12 Ocak 2013’de ziyaret ettik ve hapis yunus ve deniz aslanının tutuldugu korkunç kosullara bizzat şahit olduk.

Açik tribunun hemen yanindaki  insan ve hayvan için çok zehirli olan kostik klor deposunun yanında, camdan küçük bir tankta, kirli bir suyun icinde yarı baygın yüzmekte olan yunusu gördük. Yunusun icinde bulundugu tank her an patlamaya hazır. Bölümü çevreleyen cam panolarda bircok çatlak var ve köşesinde de suyu sadece bir plastik levhanın tuttuğu görülüyür. Cam kırıldığı anda yunusun kuru zeminde  cam parcaları üzerinde kalması ve korkunç kosullarda oölmesi an meselesi. Bu tesiste hiçbir bekci ya da personel yok ve  çalışanlar sadece show süresince orada bulunuyor. Personel, camın kırılma riskiyle ilgili uyarılarımızı ciddiye almadı ve catlakların bir sure daha idare etme ihtimali olduğunu soylediler ki biz ayni fikirde degiliz.

ILYA tankin icinde yapayalnız. Deniz aslanı da yapayalnız ve küçücük kafesinden sadece show zamanı çıkabiliyor.

Orada yapılan hayvanlara yönelik işkencenin son safhasidir.

Saygılar,

Mandy Charles”


Cruelity at Dolphinarium

We have received the mail below about the “Aqua Club Dophinarium” in Istanbul. It tells about a dolphin and a sea lion captive in a polluted water tank with glass panes about to burst any minute.  Everybody that visits this place is actually supporting this mentality that sees animals as entertainment objects for humans.

On the other hand Turkey’s animal protection law says that wild animals should not be separated from their habitats, animals that live freely in nature should not be caught and deprived of their freedom. It says that it is essential that all animals have the right to be kept and fed and sheltered in conditions characteristic for their species.

The law and practice are in complete contradiction. And animals are victim of   this insensitivity and irresponsibility.  


“Dolphin "ILYA" - in Istanbul is in dire straits - the dolphinarium is ready to burst! Online- Action

We visited the dolphinarium "Acquaclub-Dolphin-Park" in Istanbul on January 12th 2013 and found that a captive dolphin and a sea lion were living in the most horrible of conditions. 

Immediately next to the bleachers ere can of caustic chlorine, which is very poisonous for man and animal. A sole dolphin is lethargically swimming around in a small, polluted concrete-glass tank, which is about to burst any minute. There are several cracks in the glass panes of the enclosure and at one corner there is only a plastic sheet holding the water back. If the glass should crack, then the dolphin will be lying in the middle of glass pieces on dry land and could die under horrible conditions! There is no supervision or any personnel in this facility and the people that work in this dolphinarium are only present during show times. Our complaint about the danger of the bursting glass panes was not taken seriously by the personnel and replied that the cracks will probably hold out for a little while longer, which we are doubting very much, though.

"ILYA" is all alone in this tank!

The sea lion is also the only one there and is only allowed out of his tiny cage during show-time.

This is cruelty to animal at its utmost, which is happening there!

Regards

Mandy Charles”



Wednesday, January 23, 2013



Sokak Köpeklerine Ölüm Yasasına Hayır

 

Hükümetin hayvanları toplayıp yok  etmek için hazırladığı yasa tasarısına karşı mücadele eden hayvan korumacılara destek verin.

Türkiye’li hayvanseverler sokak hayvanlarının kısırlaştırılıp aşılanması yönünde mesafe alınması için yıllardır mücadele ediyorlar. Sokak hayvanı popülasyonunu kontrol  etmek için zehirleme ve diğer öldürme yöntemleri yerine kısırlaştırıp yerine bırakmanın giderek daha yaygın olarak uygulanmasında hayvanseverlerin çalışmaları sonunda artan farkındalığın payı önemlidir. Oysa hükümet, kısırlaştırıp aşılandıktan sonra yerine bırakmanın sokak hayvanı populasyonunu kontrol etmenin tek etkin ve insani yöntemi olduğunu bir türlü anlamamakta direnmektedir. Bu nedenle de, uygulamaya devam etmek yerine yine eski metod olan, yakalayıp zehirleme, ya da şehir dışına, ıssız yerlere atarak açlıktan öldürmeye dönmek istemektedir.

Türkiye’deki belediye barınakları köpeklerin açlıktan  telef olduğu, güneşin ya da karın altında dar kafeslerde tutulduğu,   eğitimsiz görevlilerden kötü muamele gördüğü ölüm kamplarıdır. Barınaklardaki korkunç koşullar yüzlerce fotografla kanıtlanmıştır. Birçok belediyenin veteriner hizmeti vermek için yeterli bütçesi, veteriner hekimi, yeterli elemanı, hayvanlara nasıl bakılacağına dair bir fikri dahi yoktur. Kanun tasarısındaki, hayvanların toplanıp koyulacağı söylenen “doğal parklar” bir kandırmacadır. Böyle parklar olmadığı gibi zaten binlerce hayvanının biraraya koyulması mümkün değildir. Gerçek plan köpeklerin uzak yerlere atılacağıdır. Geçmişte olduğu gibi, insanlara alışık, evcil, sosyalleşmiş, mahalle aralarında insana yakın yaşayan hayvanlar gece yarıları yerlerinden alınacak, zehirlenecek veya uzaklara atılacak ya da her ikisi birden yapılacaktır. Bu sürek avında en kolay yakalananlar yine insana en alışık olan, insanların baktığı, beslediği, mahallelinin benimsediği köpekler olacaktır. Yeni Hayırsızada cehennemleri yaratılacaktır.

Türkiye’nin vicdanlı insanları bunun binerce sokak köpeği için acımasız bir ölüm fermanı olduğunu biliyorlar. Bunun için Mart ayında büyük bir yürüyuş düzenleyecekler. Lütfen bu mücadeleye aşağıdaki kampanyaya imza vererek destek veriniz. Sokak köpeklerine yönelik ölüm yasasına hayır deyiniz.

 http://www.thepetitionsite.com/344/730/911/stop-the-death-sentence-against-community-dogs-in-turkey/#

Stop the death sentence against community dogs in Turkey 

Help Turkish animal protectionists stop the government death plan to remove, poison or starve community street dogs

For several years, animal protectionists in Turkey have made progress for street animals by successfully introducing humane alteration and rabies vaccination for street animals. Most communities have embraced the compassionate treatment of street animals, as a result of humane education and increasing awareness of the benefits of alteration and vaccination, instead of poisoning and other brutal methods of killing. But, the Turkish government has been slow to understand that spay/neuter and vaccination is the most effective and kindest way to control overpopulation. It has not provided adequate veterinary training or implemented basic anti-cruelty laws. Now, instead of continuing to progress, the government wants to return to the old brutal methods of capturing stray dogs, poisoning them, or starving them to death by shipping them to remote places where dogs cannot survive.

The local government “shelters” in Turkey are death camps where dogs are allowed to starve or suffer mistreatment by untrained staff. Evidence of the horrific conditions at municipal shelters has been well-documented by investigations. Most Turkish municipalities have no budget for veterinary services, have no trained staff, and have no plans for the actual care of animals. In reality, the government plan to deport street dogs to a “natural life park,” is a cruel hoax; in reality, there are no “natural life parks.” The real plan is that the government will dump the dogs in remote places where they will die. The real plan, as it has been done in the past, is that the street dogs who are comfortable with people – the most gentle, well-socialized, and trusting animals – will be taken by public workers and poisoned or dumped, or both. The friendliest dogs, who have experienced the kindness of local residents who feed them, and care for them as part of the community, will be the easiest targets of this cruel deception.

The kind people of Turkey who understand what this means – an unnecessary and cruel death sentence for hundreds of thousands of street dogs – will organize and march in protest.
Please help stand up for the protection of stray animals by petitioning against this misguided decision by the government.Stop the death sentence against community dogs in Turkey.

http://www.thepetitionsite.com/344/730/911/stop-the-death-sentence-against-community-dogs-in-turkey/#

Thursday, October 25, 2012



KURBAN’LA İMTİHAN

Kurban kadim bir gelenektir. 11000 yıl öncesine, tarım toplumunun başlangıcına dayanır. Insanoğlu önceleri tanrının,  yani toprak ananın her yıl, ürün vermek için önce kendisini feda ettiğine (sonbahar) sonra yeniden canlandığına (ilkbahar)  inanırdı. Bunu taklit etmek istediler. Böylece kralların da yedi yılda bir kendilerini  kurban etmesi geleneği başladı. Krallar vücutlarının parçalara ayrılıp toprağa gömülmesi için kendilerini feda ediyorlardı. Kurban  fedakarlıktı,  tanrılar gibi. Tarımda bolluk dönemleri olduğu gibi kıtlık dönemleri de oluyordu. Insanoğlu, kıtlığı   tanrıların öfkesine bağladı ve bu öfkeyi dindirmek için bakire genç kızlar kurban edilmeye başlandı. Daha sonraları bu rituel sadece kıtlık dönemlerinde değil, her yıl uygulanır oldu.  Tanrıların öfkelenmesini beklemek yerine, önceden tedbir almanın daha uygun olduğu düşünülmüş olmalı. Zamanla bakire kızlar yerine düşmandan alınan esirlerin kurban edilmesi uygulamasına geçildi.
Insan kurban edilmesi geleneği tek tanrılı dinlere kadar sürdü. Islam inancına göre, Allah,  Hz. Ibrahim’in kendi oğlunu kurban etmesi emrini uygulamaya niyetlendiği anda gökten bir koç indirdi ve böylece insan yerine hayvan kurban edilmeye başlandı.
Bu bayram yine yüzbinlerce hayvan kurban edilecek. Yine televizyonlarda ya da sokaklarda acemi kasaplar tarafından kesilmekten son anda kurtulup kaçan danalar,   kaçmasın diye ayağından asılmış, boynu kesilmeden bacakları kesilmis hayvanların görüntüleri ile karşılaşacağız. Yine Allah rızası için yapılan ibadetle, Allah’ın bu çaresiz kullarına yapılan eziyet birbirine karışacak.  Bayram katliama dönüşecek.
Keşke herkes vejeteryan olsa dileğimizi tekrarlasak da bunun bizimki kadar etsever bir toplumda daha uzun yıllar nafile bir istek olacak kalacağını biliyoruz.  Ama et, hayvana zulmetmeden de yenebilir. Canlı hayvanların, (örneğin Avusturalya’dan canlı hatta hamile olarak deniz yoluyla ithal edilen anguşlar gibi) milyonlarca mil uzaklardan korkunç koşullarda nakledilmesine, mezbahalarda ya da kurban kesim yerlerinde zulmedilerek öldürülmelerine itirazımız var.
Müslümanlar Allah’ın tüm kainatı insan için yaratmış olduğuna inanır. Bunun insanın omzuna ne kadar büyük bir sorumluluk yüklediğini hatırlamalarını diliyoruz.   Doğa, üzerindeki tüm canlılarla birlikte insana emanet edildiyse eğer, onu korumak ve zulmetmemek de inananların  boynunun borcu olmalıdır. Bayramın bütün canlılara merhamet günleri olmasını diliyoruz.

THE FEAST OF SACRIFICE


Sacrifice is an ancient tradition. It goes way back to the beginning of the agricultural society 11.000 years ago.  Mankind believed that God, the mother earth sacrificed herself to give life to nature every year and wanted to imitate her. That is how the ritual of kings sacrificing themselves every seven years began. Kings’ body was torn down to pieces to be buried in the earth. Sacrifice meant self devotion, it was mimicking of Gods. There were times of abundance as well as drought in agriculture. Men taught drought was a result of gods’ anger and decided to sacrifice young virgins to calm down gods’ fury. Later on this ritual was practiced not only in years of draught but every year as a measure to prevent gods’ anger. As time went by, sacrifice of slaves captured from the enemy replaced young virgins.
The ritual of  human sacrifice continued until the time of monotheistic religions. According to Islam, as Prophet Abraham was about to sacrifice his own son- as he saw in his dream God ordering him to do so-  God descended a sheep from the sky for him to sacrifice instead of his son. From then on Muslims began to sacrifice animals at the season of Hadj every year.
This year, at the feast of sacrifice, hundred thousands of animals will be sacrificed in Turkey like it happens every year.  We will again see on TV or witness in streets cows running away from being slaughtered at the last moment, sheep hang from one leg alive to prevent it from running away, anguses with feet cut before throat so that it doesn’t escape. Again the worship for God will be shadowed by torture done to God’s creatures. Eid will turn into massacre.
We  know that our wish for everybody to be vegetarian is not realistic for a foreseeable future for a society that loves to eat meat. But meat can be eaten without torturing animals. We    object to  live animals being transported for millions of miles (like Anguses imported from Australia and transported by ships to Turkey) in terrible conditions, we object to animals being slaughtered in torture in slaughter houses or areas allocated for animal sacrifice.
Muslims believe that God created universe for mankind. We want to remind that this puts a real big liability on his soldiers. Nature being entrusted to mankind,  means it is his responsibility to take care of it and not to torture any living soul. Let this feast be one of compassion for all living souls.


Sunday, September 30, 2012

Yüzbin Kere “Hayir”- A Thousand Times “No”







































Yüzbin kere “Hayır”  

Bugün önemli bir gündü. Türkiye’de 11 ayrı ilde yüzbinlerce kişi hayvanlar için yürüdü.  Sadece Istanbul’daki yürüyüşüne 10.000 kişi katıldı. Beyoğlu Galatasaray Lisesi önünde toplanan kalabalık üç saatte Taksim’e varabildi. Yürüyüşün tek bir örgütün önderliğinde olmayışı, birçok hayvan hakları derneğinin ve bireylerin kendi pankart ve sloganlarıyla katılmış olması güzeldi.  Her yaştan, cinsiyetten, meslekten binlerce kisi hayvanlara ölüm fermanı olan yasayı protesto ettiler.

Türkiye’de ilk defa  insanlar, hayvanlar için böyle büyük bir eylem gerçekleştirdiler. Ilk defa, güçlü bir sesle, “artık yeter” diye haykırdılar. Hayırsız Ada utancının yeniden yasanmasına izin vermeyeceklerini söylediler.
Artik kimseyi “dogal yaşam parkı”na götürüyoruz diye kandıramayacaklar. Rezil barınaklarınızda hayvanlara nasıl zulum ettiğinizi herkes biliyor.

Hayvanlarımızı vermeyeceğiz.

A Thousand times "No" 

Today was a big day.  In Turkey, thousands of people marched for animals in 11 cities of Turkey.  10.000 people attended the protest march in Istanbul. The big group which gathered by Beyoğlu Galatasaray Lisesi walked to Taksim in three hours. It was nice that the march was not leaded by one organization but many of them and single individuals joined with their own slogans and placards. Thousands of  people of various ages, genders and professions protested the law that is a death penalty for animals.
It is the first time that people in Turkey organize such a big demonstration for animals. It is the first time that they shouted, “Enough is enough” together with a strong voice. They declared that they will not let another Hayirsizada massacre to take place.

They can’t  deceive us any more by saying they are taking our animals to “natural life parks”. Everybody know how you torture animals in your horrible shelters.

We will not give our animals.  



Friday, September 21, 2012

Hayvanlar için ölüm Emri-Death Penalty for Animals




5199 Sayılı Hayvanları Koruma Yasasının bazı maddelerinde değişiklik öngören tasarı meclise gönderilmek üzere Basbakan tarafından imzalandı.  Buna göre, sokak hayvanlarının kısırlaştırılıp aşılandıktan sonra yerine bırakılması yöntemi artık terkedilecek ve bütün sokak hayvanları toplanıp barınaklarda hapsedildikten sonra, barınakların kapasitesi dolduğunda belediyeler tarafından işletilecek “doğal yaşam parkları” denilen alanlara bırakılacaklar.  

Yukarıdaki fotoğraflar çeşitli belediye barınaklarında çekilmiştir. Belediyelerin barınaktan ve hayvanlara bakmaktan ne anladığı bu fotoğraflardan açıkça anlaşılmaktadır. Hayvanları böyle “ölüm kamplarında” tutan bir zihniyetin, binlerce hayvana sözde “doğal yaşam parklarında” bakacaklarına inanmak mümkün değildir.   Bu parklarla  kastedilen, olsa olsa,  ya hayvanları uzak ormanlara atarak  ya da telle çevrilmis alanlara tıkıp, açlıktan ve birbirlerini parçalayarak öldürmektir.

5199 sayılı yasa sokak hayvanlarının toplanıp kısırlaştırıldıktan sonra alındıkları yere geri bırakılmasını öngörüyor ve şehir dışına atmayı yasaklıyordu. Pratikte, kısırlaştırma hızı çok yavaş ve etkin olmaktan uzak olmakla birlikte, hayvan koruma derneklerinin özverili çalışmaları sonucunda hayvanlara yönelik farkındalık ve tolerans konusunda oldukça önemli yol alındı. Bir süre daha sabredilse, sokak hayvani sayısı kisirlastir/yerine birak yontemi ile kontrol altina alinabilecekti. Turkiye gibi hayvanlarin evlerde sahiplenilmesi geleneginin yaygin olmadigi bir ülkede sokak hayvani populasyon kontrolunun tek insani yolu buydu.

Şimdi bu kanun değişikliği ile birlikte yeniden sil baştan yıllar öncesine geri dönüyoruz.  Yİne hayvanlar oradan oraya atılarak acılı ve yavaş bir ölüme mahkum edilecekler. Ama bu yöntemlerle sokak hayvanı sayısında bir azalma olmayacak. Zulum ve katliam devam edecek.

  Ama bu sefer direnecegiz. Önce yasanın çıkmaması için,  sonra da hayvanları  ölüm timlerine vermemek için,  mahalle mahalle, sokak sokak.

Lutfen, bu kanun değişikliği önerisinin geri çekilmesi için aşağıdaki adreslere dilekcelerinizi gönderin. Tasarı ile ilgili ayrıntılı bilgi için: www.haytap.org



Turkish Government is preparing to make an amendment to the present Animal Protection Law which dictated that all stray animals be neutered and released back to their territory. The cruel amendment which is signed by the PM Erdogan and submitted to the parliament for approval, abandons neuter and return and states that all stray animals will be collected by municipalities to be neutered and kept in shelters until the shelters are too crowded then to be   released to “natural life parks”   

The pictures above are from different municipality shelters in Turkey.  We don’t believe the mentality which keeps animals in such “death camps” will be able to look after thousands of animals in what they call “natural life parks.”  The  way municipalities handle dogs for years is a clear proof that  what they call natural parks will turn into dump areas where dogs will either starve to death or kill each other because of starvation.

The animal protection law which was issued in 2004 obliged municipalities to neuter  and return stray animals to their territories and clearly forbid release of animals out of the city.  This was the only way for humane population control in a country where adoption of animals is not customary.  Although the implementation of neuter and return was far from being efficient and satisfactory still it was a progress compared to the practice of poisoning that was the practice before the law.  Furthermore, with the help of campaigns of animal protection organizations  there was an increase in  awareness about stray animals and  in tolerance towards them.  

With the issuance of the latest amendment, we are back in square one. The animals which found a territory   in streets and parks will be collected to be dumped in isolated areas or locked up in terrible shelters.     Days of massacre of innocent souls is about to begin.

Please help to make this terrible law be cancelled. Make your protest be heard by the Turkish government by writing to the Ministry of Forests, Prime Ministry and the parliament commission for environment in the mail addresses below:

   

die türkische Regierung bereitet gerade eine Änderung des aktuellen Tierschutzgesetzes vor. Laut Gesetz müssen derzeit alle herrenlosen Tiere kastriert und dann wieder zurück in ihr Revier gebracht werden. In der geplanten Änderung, die vom türkischen Premierminister Erdogan bereits unterschrieben und beim türkischen Parlament zur Zustimmung eingereicht wurde, spricht man sich gegen die Kastration und das Zurückbringen der Tiere in ihre gewohnte Umgebung aus. Stattdessen sollen die Tiere von den Gemeinden eingefangen, kastriert und dann in Tierheime gebracht werden. Wenn diese überfüllt sind, sollen die Tiere in so genannte Naturparks gebracht werden, die vom Ministerium für Land- und Forstwirtschaft zugewiesen und von den Gemeinden verwaltet werden.

Die unten angefügten Bilder zeigen verschiedene Tierheime der Gemeinden. Wir glauben nicht, dass Menschen, die Tiere in solchen Todeslagern halten, in der Lage sind, sich in diesen so genannten Naturparks um Tausende von Tieren zu kümmern. Die Art und Weise mit der Gemeinden in den vergangenen Jahren mit Hunden umgegangen ist beweist, dass das, was Naturparks genannt wird, am Ende Abstellplätze für Tiere sein werden, die dort entweder verhungern oder sich aufgrund ihres Hungers gegenseitig umbringen.

Das Tierschutzgesetz, das im Jahre 2004 erlassen wurde, verpflichtet die Gemeinden zur Kastration und dazu, die Tiere wieder zurück in ihre heimischen Gebiete zu bringen. Das Gesetz verbietet eindeutig, dass die Tiere außerhalb der Stadt freigelassen werden. In der Praxis sah es so aus, dass die Kastration der herrenlosen Tiere nur langsam und uneffizient erfolgte und dass die meisten der Tiere nach der Kastration nicht in ihre Reviere zurückgebracht, sondern stattdessen außerhalb der Städte in Wäldern oder an  Fernverkehrsstraßen ausgesetzt wurden. Nur wenige wurden tatsächlich zurück in die ihnen gewohnte Umgebung gebracht. Nichtsdestotrotz gelang es mit Hilfe von Kampagnen und Tierschutzorganisationen, das Bewusstsein der Menschen in puncto herrenlose Tiere zu ändern und die Toleranz ihnen gegenüber zu erhöhen.

Mit dem Wissen um die geplante Änderung des Tierschutzgesetzes stehen wir nun wieder ganz am Anfang unserer Bemühungen. Tiere, die an Straßen und in Parks ein Revier gefunden haben, werden eingefangen, um anschließend in abgelegenen Gegenden ausgesetzt oder in furchtbaren Heimen weggesperrt zu werden. Die winzige Hoffnung auf eine menschliche Lösung des Streunerproblems ist nun zerstört. Eine Zeit des  Abschlachtens unschuldiger Seelen ist kurz davor zu beginnen.              

Bitte helft dabei, dieses Todesurteil für alle Streuner zu verhindern, bevor es vom Parlament bewilligt wird! Sorgt dafür, dass euer Protest bei der türkischen Regierung Gehör findet, in dem ihr eine E-Mail an das Ministerium für Land- und Forstwirtschaft, an das Amt des Premierministers und  die parlamentarische Umweltkommission sendet. Eine vorgefertigte E-Mail in englischer und türkischer Sprache mit allen Adressen findet ihr unter diesem Text.    

    veyseleroglu@gmail.com; bimer@basbakanlik.gov.tr; cevrekom@tbmm.gov.tr; bimer1@basbakanlik.gov.tr; ozelkalem@cob.gov.tr; ozelkalem@icisleri.gov.tr       ozelkalem@baskabakanlik.gov.tr  

  






Sunday, July 29, 2012

Fethiye'de Bireysel Insiyatif- Individual Initiative in Fethiye


FETHIYE’DE BİREYSEL İNSİYATİF
Fethiye’de iki kişi, bir resim öğretmeni ve bir köpek eğitmeni,  Nurdan Karakaş, Erol Akyıldız biraraya geldiler;  sokaktaki hayvanlar için mama ve su kabı boyama projesi başlattılar.  Yıllardır Fethiye’de sokak hayvanları rehabilitasyonu için uğraş veren Perihan Agnelli  de onlara destek verdi. Çocuklar yoğurt kaplarını sokak hayvanları için rengarenk boyadılar. Hep birlikte Fethiye Hayvan Barınağı ziyaret edildi. Katılımcılara SHKD eğitim kitapçığı dağıtıldı.
Fethiye,  Belediye Başkanı Behçet Saatçi’nin ileri görüşlülüğü ve Perihan Agnelli’nin sistemli çalışması ile sokak hayvanı sorununu  çözmüş Türkiye’deki tek il.   Orada artık sokak hayvanı sorunu yok, sorumlu hayvan sahipliği sorunu var. Türkiye’nin onlarca yıl ilerisindeler.
Erol Akyıldız, mücadele bayrağını Perihan Agnelli’den devralan bir genç.  Kendi insiyatifi ile  SHKD eğitim projesini Fethiye’de  hayata geçirdi.   
Diğer illerden de boyle haberler alsak, bir başka ilde bir resim öğretmeni sokaktaki hayvanlar için su kabı boyama projesi başlatsa, bir genç bizi arasa, okullarda sokak hayvanlarını anlatmak istiyorum, bana kitap gönderir misiniz dese. Bu ülkedeki insanlar sokaktaki hayvanların da kendileri gibi canlı  varlıklar olduğunun farkına varsa.
AN INDIVIDUAL INITIATIVE IN FETHIYE
An art teacher and  a dog trainer, Nurdan Karakaş and Erol Akyildiz came together to start a  project: Painting food and water cups for stray animals.  Perihan Agnelli who has been working for the rehabilitation of stray animals in Fethiye for years  lent them a hand. The children painted yogurt cups for animals. All together they visited the animal shelter in Fethiye. All the students were distributed SHKD education booklets.
Fetiye is the only city in Turkey that has solved stray animal problem thanks to the foresightedness of Fethiye mayor Behcet Saatçi and  determined work of Perihan Agnelli. There is no stray animal problem in Fethiye any more.  Now they struggle to launch responsible ownership. They are way forward Turkey for tens of years.
Erol Akyildiz is a young man who has taken the flag from Perihan Agnelli.  He has launched the SHKD education project in Fethiye this year.
How great it would be if we can hear similar stories from other cities. What if an art teacher from another city launch a project for painting water cups for stray animals, what if a young man from another city call us one day saying he wants to give lectures to students about stray dogs and ask us to send him some booklets. What if more people in this country start to realize that animals in streets are living souls just like themselves.

Sunday, April 22, 2012

SHKD ACTIEZWERFHONDEN HAYTAP KISIRLAŞTIRMA PROJESİ



  Marmara Ereğlisi ve Yeniçiftlik'teydik 




SHKD Veteriner ekibi, Vet Murat Bekhan, Vet Necdet Uğur ve onlara asiste eden Vet fakültesi öğrencisi Rasim Çakır 16 Nisan’da, kısırlaştırma yapmak için Marmara Ereğlisindeydiler. O gün toplam 36 köpek ve iki kedi kısırlaştırdılar, trafik kazası geçirmiş bir köpeği tedavi ettiler, karnında yavruları ölmüş olan hamile bir köpeği ameliyat ettiler, trafik kazası geçirmiş bir kedinin bacağını ampute ettiler. Kısırlaştırma sayısının ekibin genel performansına göre düşük olmasının nedeni daha önce belediye için anlaşmalı olarak kısırlaştırma yapan veterinerin yaptığı operasyonlardaki komplikasyonlardı. Bazı dişilerde ovarium bazılarında ise uterus  bağlanarak kısırlaştırma yapılmıştı. Birçok hayvanın iç organları iltihap içindeydi. Bazılarının kanaması vardı. Bu nedenle kısırlaştırma operasyonları uzun zaman aldı.


Ikinci gün Yeniçiftlik’e geçildi. Ameliyat edilen dişilerden 6-7 tanesinde ayni problemlere rastlandı. Yeniçiftlik’te toplam 71 kısırlaştırma yapıldı. Belediye bir gün önce anons yaptığı için, köylüler köpeklerini kısırlaştırmaya getirmişlerdi. O gün gece 20:00’ye kadar, toplam 10 saat çalışıldı. Barınaktaki bütün köpekler kısırlaştırıldı.

Bu projeyi Actiezwerfhonden’in ve Haytap’ın desteği ile gerçekleştirdik. Hollanda’lı Actiezwerfhonden derneği operasyon ve yol giderlerinin büyük kısmını karsiladi, geri kalan giderlere Haytap sponsor oldu, Haytap gönüllüleri hayvanların operasyon sonrası bakımlarında  yardımcı oldular.  Hepsine destekleri için tesekkür ederiz.



 We were in Marmara Ereğlisi and Yeniçiftlik 



SHKD team  of vets  Murat Bekhan,   Necdet Uğur and assistant  Rasim Cakir   were in Marmara Ereğlisi on April 16 for the neutering project. They neutered a total of 36 dogs and 2 cats, treated a dog victim of a car accident, operated a dog whose puppies had died in the mother’s  womb and amputated the leg of a cat which was hit by a car.  The reason why the number neutered is less than the usual performance of the team is that the operations done by the  vet who worked for the municipality on contract basis had many complications. Some of the bitches already “neutered” had two or one ovarium or uterus left inside. The inner organs of the animals were infected. Some dogs were bleeding.  That was why the operations took longer than expected.
The team was in Yeniçiftlik the next day. The same problem was detected in 6-7 dogs operated. A total of 71 dogs were operated in Yeniçiftlik. Since the municipality had announced a day before about the neutering operations, villagers had  brought their dogs for operation. The team worked for 10 hours that day until 20:00 and neutered all dogs at the shelter.
This project wouldn’t have been realized without the  support of Actiezwerfhonden and  Haytap. Dutch organisation Actiezwerfhonden financed  most of the operation expenditures and Haytap sponsored the rest.  Haytap volunteers helped with the after operation care  of animals. We are grateful to all of them for their support.  

Saturday, March 24, 2012

Eğitim Projesine Devam- School Seminars Continue





Eğitim Projesine Devam

Bu hafta Istinye Kazım Karabekir Ilköğretim Okulundaydık. Murat Bekhan öğrencilere yaş gruplarına göre üç ayrı sunum yaptı. Eğitim seminerlerine ilk başladığımızda, yani bundan 4-5 yıl önce, “Sokak hayvanı sayısı nasıl azaltılır” sorusuna aldığımız cevaplar, ağırlıklı olarak barınağa göndeririz şeklindeydi. Çok ender de olsa “öldürürüz” cevabını da alırdık. Kısırlaştırma pek akla gelmezdi. Artik kısırlaştırma cevabını hemen veren öğrenci sayısı artmakta. Bir de sokaktaki hayvana karşı daha duyarlılar. Onlara yemek ve su vermek gerektiğini söylemeye başladılar. Önceleri korktuklarını ifade edenler coktu. Bir de ilk defa bir devlet okulunda hayvanları koruma kulüblüyle karşılaştık. Hem de dört erkek öğrenci tarafından kurulmuş. Oturdukları mahallenin yakınındaki bir arsada yaşayan köpekleri besliyorlarmış. Türkiye’de sokak hayvanlarına karşı yaklaşımın yavaş da olsa değişmeye başladığını ilkokul çocuklarında da gözlemlemek mümkün. Bu çok umut verici bir gelişme.

Continuing with the Education Project

This week we were at Kazım Karabekir School in a district of Istanbul. Murat Bekhan gave his presentation to three different groups of different ages. 4 or 5 years ago when we first began our education seminars, the answer we got to the question, “How can we decrease the number of street dogs?” was mainly, sending them to shelters and even sometimes though rarely killing. Neutering was not among the answers they gave. Now we get the answer of neutering from more and more students. They are more sensitive towards animals in streets. They have begun talking about giving food and water to animals in streets. In the past we had more students saying they were afraid of dogs. For the first time in a public school we met an animal protection club established by students. And it was also surprising to see that those that established this club were four male students who organized every week to feed dogs nearby their community. It is so nice and hopeful to see the that prejudice about animals is changing.


Thursday, March 1, 2012

SHKD Ekibi Ortaca'da- SHKD Team in Ortaca






SHKD Ekibi Muğla Ortaca’da

SHKD veteriner ekibi, Haytap üyesi Haydos’un davetlisi olarak 27-29 Şubat’ta Ortaca’daydı. Ortaca’daki hayvan barınağı Ortaca- Köyceğiz- Dalaman belediyelerinin ortak barınağı. Bu barınağın kurulmasında, işletilmesinde Haydos’un başkanı Türkan Dağdelen’in büyük emeği var.

SHKD ekibi barınaktaki Bunun için, tıbbi malzemelerle yüklü SHKD arabası 26 Şubat Cumartesi günü Istanbul’dan yola çıktı. Vet Murat Bekhan, Vet Nejdet Uğur, ve onlara asiste eden veteriner fakültesi öğrencisi Rasim Çakır’dan oluşan SHKD ekibi üç tam gün çalıştılar. 118 hayvanı kısırlaştırmanın yanı sıra orada görevli genç veteriner Yavuz Demirezen’e “küçük kesi” kısırlaştırma yöntemi konusunda eğitim verdiler. Murat Bekhan, genç veterinerin çok yetenekli ve hevesli olduğunu ve sokak hayvanlarının kısırlaştırılmasına devam edeceğini söyledi.

Bu kısırlaştırma projesinin sponsoru olan ABD’den Alice Morgan Wright Trust’a, Hollanda’dan Actiezwerfhonden Derneğine ve Ingiltere’den RSPCA ‘ye sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.

ABD ve Avrupa’dan iki büyük derneğin hayvanların telef olmasını önlemek için destek vermeleri de göstermektedir ki : Hayvanlar insanlığın ortak emanetidir.

SHKD Neutering Team in Ortaca

SHKD veterinary team was in Ortaca in February 27-29 being invited there by Haydos, a member of Haytap. The animal shelter there belongs to three municipalities, Ortaca, Dalaman and Köyceğiz. This shelter was established as a result of the remarkable struggle of Turkan Dagdelen who is the director of Haydos.

SHKD car full of material and equipment for operation set out from Istanbul on February 26. Vet Murat Bekhan, Necdet Uğur and assistant Rasim Cakir worked full time for three days and neutered 118 animals and trained the young municipality vet. Yavuz Demirezen about the “key hole” technique of neutering. Murat Bekhan says that he is very talented and enthusiastic and will continue the neutering project.

We are grateful to Alice Morgan Wright Trust of USA, Actiezwerfhonden of Holland and RSPCA of United Kingdom for sponsoring this project.

The support of these big animal protection organizations of the world show that animals regardless of the country they live are a common responsibility of humanity.

Sunday, January 22, 2012

TEPE ILKOGRETIM OKULUNDAYDIK - AT TEPE PRIMARY



 
TEPE İLKÖĞRETİM OKULUNDAYDIK
Istanbul’daki ilçe belediyelerinin birçoğu sokaklardan topladıkları köpekleri şehir dışındaki ormanlık alanlara atıyorlar. 5199 sayılı yasa bunu açıkca yasaklamış olsa da, yasaya göre sokak hayvanlarını alındıkları yere geri bırakmaları gerekse de, yıllardır yapılan uygulama böyle. Istanbul’un Anadolu yakasında yer alan Başıbüyük de ormana komşu bir bölge. Bu bölgede yeni yapılan bir site olan Narcity sakinleri, şehrin gürültüsünden uzak, yeşile yakın bir yaşam tarzını seçtikler için yerleştikleri bu sitenin çevresinde yaşam mücadelesi veren yüzlerce köpekle karşı karşıya kaldılar. Her yerde olduğu gibi burada da öldürerek çözümden yana olanlarla, kısırlaştırıp aynı yere bırakmayı savunanlar arasında tartışma başladı. Az sayıda insan elini taşın altına koydu, köpekleri tek tek kısırlaştırdı, tedavi ettirdi, bakımlarını üstlendi.
Biz de Narcity’deki ilköğretim okuluna, öğrencilere sokak köpeklerlini anlatmaya gittik. Daha önce gittiğimiz okullardaki gibi, çocuklar anlamaya, empati kurmaya hazırdı. Köpeklerin neden kısırlaştırılmaları gerektiğini, neden kısırlaştırıldıktan sonra yerine bırakılması gerektiğini neredeyse biz anlatmadan anladılar. Yine eğlenceli ve verimli bir sunum yaptık. Çocukların öğrendiklerini anne ve babalarına da aktarmaları umuduyla oradan ayrıldık.
WE WERE AT TEPE PRIMARY SCHOOL
Many of the local municipalities in Istanbul dump dogs they collect from streets at forest areas out of the city. This is their practice for many years now although The Animal Protection Law 5199 clearly bans this and orders that animals should be released at their territory after being neutered. Başıbüyük which is at the Anatolian side of Istanbul is a district which is neighboring the forest area. Narcity inhabitants who choose to live there to be far from the chaos of the city and close to nature, came across hundreds of dogs striving to survive near the outskirts of the forest. A discussion started between those who wanted to get rid of these dogs by killing all and those who stood for neuter and release. As usual a few good people undertook the responsibility, neutered the dogs one by one, treated them and started looking after them. Upon their request, we went to the primary school in Narcity to make a presentation about street dogs.
Like the schools we visited earlier, children were ready to emphathize with dogs and grasp what the solution to the problem is. They understood why dogs should be neutered and why they should be released in their territory, so easily as if they already knew it before. It was a fruitful and enjoyable presentation. We left the place wishing that children will educate their parents about what they have learned.

Monday, December 26, 2011

Bir Insan- A Man from Van


Bir Insan

Adı Nasrettin Görentaş. Van’dan bize ulaştı. “Van’da kimse kalmadı, köpekler, kediler aç, yardım edin,” dedi. Adresi , Tedaş’ın karşısındaki çadırdı. Mama gönderdik. Bu sefer biz aradık, mamalar ulaştı mı diye. Ulaşmış. “Allah razı olsun,”dedi, “Hayvanlara ve çocuklara acıyorum, onların dili yok,” dedi. “Siz nasılsınız, bir şeye ihtiyacınız var mı?”diye sorduk. “Bizim her şeyimiz vardır. Hiçbir şeye ihtiyacımız yoktur, bacım,”dedi. Dokuz çocuğu, hanımı ile birlikte çadırda yaşıyordu. Van’da sıcaklık gece eksi 13.

Sadece hayvanlar için yardım istiyordu.

A Man from Van

His name is Nasrettin Görentaş. He called us from Van. He said, “Most of the people has left Van after the earthquake. Cats and dogs in the streets are starving to death. Please help them.” His address was a tent accross Tedas. We sent him dog food. This time we called him to ask if the dog food has arrived. He said, “God bless you. Dog food has arrived. I am sorry for children and animals. They can not speak to express themselves.” I asked if he needed anything. He said, “We have everything , sister. We don’t need anything.” He is living in a tent with his nine children and wife in Van. The temperature in Van is minus 13 these days.

He was asking for help only for animals.

Sunday, December 25, 2011

SHKD Kısırlaştırma Ekibi Igneada'da- SHKD Neutering Team at Igneada






SHKD KISIRLAŞTIRMA İÇİN İĞNEADA’DA

Sokak hayvanı popülasyonunun kontrolsuz artışı Türkiye’de birçok şehrin olduğu gibi Iğneada’nın da sorunu. Iğneada, bir sayfiye kasabası olması nedeniyle bu sorunu daha da vahim ölçülerde yaşamakta. Yazın tatil yapmaya gelen insanlar, kışlık evlerine geri dönerken, birlikte getirdikleri evcil hayvanları geride bırakıyorlar. Iğneada Belediyesinin kısırlaştırma yapmaması sonucunda sokak hayvanlarının sayısı kasabanın besleme ve tolerans kapasitesinin çok üzerine çıkmış halde.

Haytap’ın çağrısı üzerine, SHKD veteriner ekibi, iki yıl önce başlattığımız “Anadolu Kısırlaştırma Projesi” kapsamında bu hafta 21-23 Aralık tarihleri arasında- Iğneada’ya gittiler. Iğneada Belediyesi ameliyat aletleri ve sarf malzemelerinin nakliyesi için araba ve ameliyat için yer tahsis etti. SHKD Veteriner hekimleri Murat Bekhan ve Nejdet Uğur , Vet fakültesi öğrencisi Rasim Çakır’ın asistanlığında, toplam 94 köpek kısırlaştırdılar. Lüleburgaz’dan yardıma gelen Haytap temsilcileri Ilknur ve Ahmet Kantarcı ve Iğneada’lı Vet Hekim Burcu Işıkalp köpeklerin toplanması, kısırlaştırılanların evlere taşınması, ameliyat sonrası bakımları vs. her konuda cansiperane yardım ettiler. Kısırlaştırmalara SHKD ekibi gittikten sonra da devam edilebilmesi icin Vet Murat Bekhan, Vet Burcu Işıkalp’e “anahtar deliği” operasyon tekniği konusunda eğitim verdi, bazı ameliyat aletleri ve sarf malzemelerini kendisine bıraktı.

Dönüş yolu çok zahmetliydi. Kar, fırtına, ormanda mahsur kalma her türlü macerayı yaşayarak geç vakitte eve ulaştılar.

Gönüllülerin özverili çalışmaları ve yurt dışından derneklerin desteğiyle gerçekleştirilen bu kampanyanın boşa gitmemesi ve sonuç vermesi için Iğneada Belediyesinin kısırlaştırmalara devam etmesi gerekiyor. Bu belediyenin hem kanuni hem de insani görevi.

Iğneada’da yaptığımız bu kısırlaştırma uygulamasınının sponsoru olan Hollanda’lı Actiezwerfhonden Derneği ve ABD’li HSI, “Human Society International” derneklerine teşekkür ederiz.


SHKD IS AT IGNEADA FOR NEUTERING

Uncontrolled population increase of stray animals is a problem of Igneada as many other towns of Turkey. This problem is yet more severe at Igneada which is a summer resort because people who come here for summer holiday leave their pets behind when they return to their winter homes. In consequence of Igneada Municipality not doing any neutering, the number of stray animals have reached numbers beyond the feeding and tolerance capacity of the small town.

When we had a call from Haytap stating that the conditions in Igneada was desperate , SHKD neutering team set off for Iğneada in 21-23 December. Igneada Municipality sent a car for the transport of operation equipment and medical materials. SHKD Vets Murat Bekhan, Necdet Uğur neutered 94 dogs with the assistance of vet student Rasim Çakır. Haytap representatives Ilknur and Ahmet Kantarci who came all the way from Luleburgaz and Vet Burcu Isikalp helped in collecting dogs, medical post operative care, transport of animals to nearby houses after operation. Vet Murat Bekhan also trained Vet Burcu Isikalp about “key hole” neutering technique and left some equipment and medicines with her so that she can continue neutering afterwards.

The way back was difficult. They reached home after struggling with snow storm, being stranded in the forest for hours.

For this campaign which was carried out thanks to the devoted efforts of volunteers and support of foreign organisations to be worthwhile, the Igneada Municipality should continue with neutering. It is their human duty which is also dictated by law.

We thank the sponsors of this neutering campaign in Iğneada, Actiezwerfhonden from Netherlands and HSI (Human Society International) from USA. Without their support this campaign wouldn’t have been realized.


SHKD Ekibi Kars'da



SHKD Ekibi Kars'da


SHKD ekibi, Haytap'ın aracılığı ve Kars Belediyesi Veteriner Müdürünün daveti ile kısırlaştırma yapmak üzere Kars'a gitti. SHKD arabası, ameliyat ekipmanı ile yüklü olarak 1400 km yol yaptı. Amacımız, sokak hayvanı nüfus kontrolunun sert iklim koşullarıyla değil kısırlaştırma ile daha insani bir şekilde yapılmasına yardımcı olmaktı. Kars Belediyesindeki ekibin kısırlaştırmaya devam etmesini temenni ediyoruz. Bu kadar yolu gittiğimize, bu kadar emeğe değsin istiyoruz.

Bu kampanyanın sponsoru Ingiltere'den RSPCA derneğine teşekkür ediyoruz.

SHKD Team in Kars

Haytap was the intermediary for SHKD veterinary team to go to Kars for neutering. SHKD car went 1400 km with all the equipment necessary for neutering. All our aim was for the population control in Kars be in a human way via neutering rather than by severe climate conditions. We wish that Kars municipality will continue with neutering. We want it be worth our efforts and for driving so many miles.

We thank RSPCA of United Kingdom for sponsoring this campaign.

Tuesday, December 13, 2011

Mehmet Akif Ilkokulundayız - At Mehmet Akif Primary






Mehmet Akif Ilköğretim Okulunda

Bugün sokak köpekleriyle ilgili seminer vermek için Mehmet Akif Ilköğretim Okulundaydık. Arkadaşımız Murat Bekhan okulun tüm öğrencilerine, yaşlarına göre ayrı gruplar halinde sunum yaptı. Birinci ve ikinci sınıflardan oluşan ilk gruba , öğrencilerin de katıldığı küçük skeçlerle sokak köpeklerini ve onlara nasıl davranmamız gerektiğini anlattı. Üç, dört ve beşinci sınıfların oluşturduğu gruba, köpek nüfusunun kontrolu için kısırlaştırmanın tek etkin yöntem olduğundan b ahsetti. Altı-Sekiz sınıf öğrencilerine ise “Şehrin Hayaletleri” filmini izleterek sorunu ve çözümü birlikte tartıştık. Öğrenciler de biz de eğlendik. Sunumlardan sonra her öğrenciye dağıttığımız kitaplar ve Hollanda’lı Actiezwerfhonden Derneğinin hediyesi parmak kuklaları çok beğenildi.

Her yaptığımız sunumda biz de birşeyler öğreniyoruz. Yaş küçüldükçe koşulsuz ve saf sevgi artıyor. Bu nedenle küçük çocukların doğaya ve hayvanlara yaklaşımı çok kendiliğinden ve samimi.

Yine bugün, insanların sokak hayvanlarını da bu şehrin en masum sakinleri olarak görecekleri ve onların yaşam alanlarına saygı gösterecekleri bir gelecek için umutlanarak eve döndük. Bunun mümkün olduğunu biliyoruz çünkü bunu çocukların gözlerinde görüyoruz.

At Mehmet Akif Ilköğretim Okulu

We were at Mehmet Akif Primary School today to give a seminar about stray dogs. Our friend Vet Murat Bekhan gave a seminar to all students of the school- a total of 200- grouped according to their age. He explained to grades one and two how to behave towards dogs, with the help of short plays in which they took part. His seminar for the second group of students from third to fifth grade was more about the problem of overpopulation of stray dogs and how to solve this by neutering. We watched the film “Ghosts of the City” with the third group of students of age 12-14 and held a discussion session with them about the issues in the film. It was fun for the students and for us as well. Students loved the education booklets and finger puppets denoted by Dutch Animal Protection Organisation Actiezwefhonden.

In each seminar we give we see clearly that the younger human beings are the more unconditioned and pure love they have the capacity to give. That is why the approach of small students to nature and to animals is very spontaneous and sincere.

Today again, we went back home with the hope of a future when human citizens will recognize animals as the most innocent inhabitants of their city and respect their rights. We know that this is possible because we see it in the eyes of children.